Kapat
0 Ürün
Alışveriş sepetinizde boş.
Kategoriler
    Filtreler
    Preferences
    Ara

    Varoluşsal Tehcir

    Yayınevi : İnsan Yayınları
    ISBN :9789755749655
    Sayfa Sayısı :544
    Baskı Sayısı :1
    Ebatlar :13.5x21 cm
    Basım Yılı :2021
    475,00 ₺
    403,75 ₺

    Tükendi

    Tahmini Kargoya Veriliş Zamanı: 2-4 iş günü içerisinde tedarik edilip kargoya verilecektir.

    Mevcut baskın algıya ve değer yargılarına göre “normal” denebilecek bir insan, yani henüz okul öncesi dönemde teknolojik aygıtlar üzerinden görsel-işitsel araçlarla tanışan, ergenlik dönemi boyunca vaktinin önemli bir kısmını popüler kültür ürünleri ve dijital oyunlarla geçiren, düzenli bir şekilde televizyon seyreden ve sosyal medyayı kullanan, çoğunluğu yeni Batı yapımı olan filmleri ve dizileri büyük oranda seyretmiş olan, insan ilişkilerine bakışları farkında olmaksızın büyük ölçüde popüler kültür tarafından zerk edilen, toplumun ekonomik sistemi olan kapitalizmi ve onun getirdiği psikolojik ve ahlaki eğilimleri mecburi olarak benimseyen, üniversite eğitimi sırasında zihni Batılı seküler epistemolojiyle şekillendirilen bir insanın İslâm hakkında olumlu bir kanaate sahip olup dindar bir şahsiyet olması oldukça uzak bir ihtimaldir. Bu “özgeçmiş” içerisinde İslâm, okullardaki din dersleri gibi “sınırlandırılmış mekânlara” hapsedilmiş bir görünüm arz ederken, özgeçmişin “omurgası” Batı’nın varlığa ve bilgiye bakışı tarafından teşkil edilmektedir. Bütün bir düzen bu şekilde inşa edilmişken bu sonucun, yani varoluşsal tehcirin ortaya çıkması, insanların hislerinde, fikirlerinde, söylemlerinde ve eylemlerinde İslâm’dan uzaklaşmaları bir rastlantı olmaktan çok uzaktır.

    Özetle, sorun yapısal olup küçüklüğünden değil büyüklüğünden ötürü görünmez olmaktadır.

    Toplumumuzda de facto geçerli normlar bizi yapısal biçimde varoluşsal vatanımızdan uzaklaştırıyorsa, o hâlde özgür olabilmek için normal olanı, yani geçerli normları tartışmaya açmak gerekmektedir. Ancak bunu yapabilmek için önce onların ne olduğunu isabetli ve net bir şekilde anlamak ve tanımlamak gerekmektedir.

    Mevcut baskın algıya ve değer yargılarına göre “normal” denebilecek bir insan, yani henüz okul öncesi dönemde teknolojik aygıtlar üzerinden görsel-işitsel araçlarla tanışan, ergenlik dönemi boyunca vaktinin önemli bir kısmını popüler kültür ürünleri ve dijital oyunlarla geçiren, düzenli bir şekilde televizyon seyreden ve sosyal medyayı kullanan, çoğunluğu yeni Batı yapımı olan filmleri ve dizileri büyük oranda seyretmiş olan, insan ilişkilerine bakışları farkında olmaksızın büyük ölçüde popüler kültür tarafından zerk edilen, toplumun ekonomik sistemi olan kapitalizmi ve onun getirdiği psikolojik ve ahlaki eğilimleri mecburi olarak benimseyen, üniversite eğitimi sırasında zihni Batılı seküler epistemolojiyle şekillendirilen bir insanın İslâm hakkında olumlu bir kanaate sahip olup dindar bir şahsiyet olması oldukça uzak bir ihtimaldir. Bu “özgeçmiş” içerisinde İslâm, okullardaki din dersleri gibi “sınırlandırılmış mekânlara” hapsedilmiş bir görünüm arz ederken, özgeçmişin “omurgası” Batı’nın varlığa ve bilgiye bakışı tarafından teşkil edilmektedir. Bütün bir düzen bu şekilde inşa edilmişken bu sonucun, yani varoluşsal tehcirin ortaya çıkması, insanların hislerinde, fikirlerinde, söylemlerinde ve eylemlerinde İslâm’dan uzaklaşmaları bir rastlantı olmaktan çok uzaktır.

    Özetle, sorun yapısal olup küçüklüğünden değil büyüklüğünden ötürü görünmez olmaktadır.

    Toplumumuzda de facto geçerli normlar bizi yapısal biçimde varoluşsal vatanımızdan uzaklaştırıyorsa, o hâlde özgür olabilmek için normal olanı, yani geçerli normları tartışmaya açmak gerekmektedir. Ancak bunu yapabilmek için önce onların ne olduğunu isabetli ve net bir şekilde anlamak ve tanımlamak gerekmektedir.

    >