Kapat
0 Ürün
Alışveriş sepetinizde boş.
Kategoriler
    Filtreler
    Preferences
    Ara

    Sarayın Sırp Gelini

    Yayınevi : Akçağ Yayınları
    Yazar : Hamdi Mersin
    ISBN :9786053423829
    Sayfa Sayısı :336
    Baskı Sayısı :1
    Ebatlar :13.5x21 cm
    Basım Yılı :2017
    255,00 ₺
    204,00 ₺
    Tahmini Kargoya Veriliş Zamanı: 2-4 iş günü içerisinde tedarik edilip kargoya verilecektir.

    Adem, Mısır taraflarından getirilmiş güçlü bir zenciydi. Biçare, Müslüman topraklarda zulüm yasak olduğu için, memleketinden alındıktan sonra, Memlûklu sınırında hadım edilmişti. Zavallı, her anlatışında hem utanır, hem de, “Nasıl bir fetva ise; tövbe haşa, sınırın öbür tarafında Allah yok mu ki?" derdi.

    Celladın üçü sıkıca tuttu, dördüncüsü kirişi doladı boynuna, iki ucundan bütün gücüyle çekti. Beyaz teni önce kızardı, sonra morardı, zavallının gözleri neredeyse yerinden fırladı. Çok uzun sürmedi işleri. Yığıldı kaldı, önce kucaklarına, sonra da geldiği yere, toprağa… Çoğu insanın, hiç gitmeyeceğini sandığı toprağa…

    Timur konuşurken, Emir Sultan onu inceliyordu. Anlamıştı perişanlığını da, pişmanlığını da… Bayezid’den çok hırslı olduğunu da… Hem duruşu, hem sözleri, ruh hâlini ele veriyordu. Tahmininde yanılmamıştı. “Dünyanın benden başka sahibinin varlığına tahammül edemedim; ancak pişmanım, nefsim işte, nefsimin kölesiyim.” diyordu, apaçık söyleyemese de…

    On üç yıl sonra; Kruşevaç’tan ayrılışından tam on üç yıl sonra Olivera, kiliseye ikinci kez yine Edirne’de gitti. Ona kimse niye gittin de dememişti, niye gitmedin de… Şimdi olduğu gibi… Kilisede dua etti. Kaybettikleri için ve geleceği için mum yaktı…

    Ve daha fazlası…

    Adem, Mısır taraflarından getirilmiş güçlü bir zenciydi. Biçare, Müslüman topraklarda zulüm yasak olduğu için, memleketinden alındıktan sonra, Memlûklu sınırında hadım edilmişti. Zavallı, her anlatışında hem utanır, hem de, “Nasıl bir fetva ise; tövbe haşa, sınırın öbür tarafında Allah yok mu ki?" derdi.

    Celladın üçü sıkıca tuttu, dördüncüsü kirişi doladı boynuna, iki ucundan bütün gücüyle çekti. Beyaz teni önce kızardı, sonra morardı, zavallının gözleri neredeyse yerinden fırladı. Çok uzun sürmedi işleri. Yığıldı kaldı, önce kucaklarına, sonra da geldiği yere, toprağa… Çoğu insanın, hiç gitmeyeceğini sandığı toprağa…

    Timur konuşurken, Emir Sultan onu inceliyordu. Anlamıştı perişanlığını da, pişmanlığını da… Bayezid’den çok hırslı olduğunu da… Hem duruşu, hem sözleri, ruh hâlini ele veriyordu. Tahmininde yanılmamıştı. “Dünyanın benden başka sahibinin varlığına tahammül edemedim; ancak pişmanım, nefsim işte, nefsimin kölesiyim.” diyordu, apaçık söyleyemese de…

    On üç yıl sonra; Kruşevaç’tan ayrılışından tam on üç yıl sonra Olivera, kiliseye ikinci kez yine Edirne’de gitti. Ona kimse niye gittin de dememişti, niye gitmedin de… Şimdi olduğu gibi… Kilisede dua etti. Kaybettikleri için ve geleceği için mum yaktı…

    Ve daha fazlası…

    >