Kapat
0 Ürün
Alışveriş sepetinizde boş.
Kategoriler
    Filtreler
    Preferences
    Ara

    Osmanlı'nın Son Savaşı

    Yayınevi : Ötüken Neşriyat
    Yazar : Altay Cengizer
    ISBN :9786051556239
    Sayfa Sayısı :775
    Baskı Sayısı :1
    Ebatlar :13.5x21 cm
    Basım Yılı :2017
    590,00 ₺
    472,00 ₺
    Tahmini Kargoya Veriliş Zamanı: 2-4 iş günü içerisinde tedarik edilip kargoya verilecektir.

    Bu ülke, 1914 Ağustosu’nda bir mukadderat anına varmış olarak, kaçınamayacağı bir ölüm kalım mücadelesine çağrılmıştı. Türkiye, Avrupa tarihindeki bu en şekillendirici ve büyük mücadelenin altı ana muharip taraflarından biri olmakla kalmamış, savaşın sonuçlarına da çok önemli bir etki icra etmiştir. O noktaya nasıl ve nerelerden geldiğimizi unutup da, bugün için anlamlı bir konuşma yapamayız. Geçmişin ve göçüp gitmiş o nesillerin acılarını hissedemez, içinden çıkamadıkları ikilemlerini de anlayamayız. Bütün bu dönemi özensiz ve bilgiden yoksun şekilde ele almaya hakkımız yok. Mesele, tarihimizdeki bu en kritik dönemi kendi şartları ve bütünselliği içinde kavrayabilmektir. Acılar arasında bir hiyerarşi de yaratılamaz, hatıralara saygısızlık da…

    Çözülüp yok olmakta olan bir ülkede meydana gelen insanlık trajedilerinin vebalini tek yöne doğru atmak, dahası, bu acıları güçlerinin doruğundaki Avrupalıların kendi serbest iradeleriyle yol açtıkları büyük insanî trajediler ve Holokost’la aynı düzleme oturtmak ve tek taraflı cereyan etmiş gibi göstermek, -ki bu meselenin insanî özüne doğru yol alınmasını engellemekte- eski bir siyasi mücadeleyi bilinçli şekilde modern zamanlara taşımaktadır. Bu yüzden de iyi niyetli ve ne olup bittiğini gerçekten anlama gayreti içinde olan bir tarih münakaşasıyla karşı karşıya değiliz. Yeni nesiller, yeryüzünün bağlantı noktalarından koptuğu bu zaman diliminin içerdiği anlamı, basit ve yüzeysel zorlamaların dayattığı dar çerçeveler içinden değil, derinlerde yakalamaktan yana olacaklardır.

    Bu ülke, 1914 Ağustosu’nda bir mukadderat anına varmış olarak, kaçınamayacağı bir ölüm kalım mücadelesine çağrılmıştı. Türkiye, Avrupa tarihindeki bu en şekillendirici ve büyük mücadelenin altı ana muharip taraflarından biri olmakla kalmamış, savaşın sonuçlarına da çok önemli bir etki icra etmiştir. O noktaya nasıl ve nerelerden geldiğimizi unutup da, bugün için anlamlı bir konuşma yapamayız. Geçmişin ve göçüp gitmiş o nesillerin acılarını hissedemez, içinden çıkamadıkları ikilemlerini de anlayamayız. Bütün bu dönemi özensiz ve bilgiden yoksun şekilde ele almaya hakkımız yok. Mesele, tarihimizdeki bu en kritik dönemi kendi şartları ve bütünselliği içinde kavrayabilmektir. Acılar arasında bir hiyerarşi de yaratılamaz, hatıralara saygısızlık da…

    Çözülüp yok olmakta olan bir ülkede meydana gelen insanlık trajedilerinin vebalini tek yöne doğru atmak, dahası, bu acıları güçlerinin doruğundaki Avrupalıların kendi serbest iradeleriyle yol açtıkları büyük insanî trajediler ve Holokost’la aynı düzleme oturtmak ve tek taraflı cereyan etmiş gibi göstermek, -ki bu meselenin insanî özüne doğru yol alınmasını engellemekte- eski bir siyasi mücadeleyi bilinçli şekilde modern zamanlara taşımaktadır. Bu yüzden de iyi niyetli ve ne olup bittiğini gerçekten anlama gayreti içinde olan bir tarih münakaşasıyla karşı karşıya değiliz. Yeni nesiller, yeryüzünün bağlantı noktalarından koptuğu bu zaman diliminin içerdiği anlamı, basit ve yüzeysel zorlamaların dayattığı dar çerçeveler içinden değil, derinlerde yakalamaktan yana olacaklardır.

    >