Kapat
0 Ürün
Alışveriş sepetinizde boş.
Kategoriler
    Filtreler
    Preferences
    Ara

    Din Dilinin Anlamı

    Yayınevi : Alfa Yayınları
    ISBN :9789753162210
    Sayfa Sayısı :236
    Baskı Sayısı :1
    Ebatlar :13.5x19.5 cm
    Basım Yılı :1999
    195,00 ₺
    156,00 ₺
    Tahmini Kargoya Veriliş Zamanı: 2-4 iş günü içerisinde tedarik edilip kargoya verilecektir.

    Mantıkçı pozitivizmin elinde Occam usturası gibi olan tablo - dil anlayışı, geleneksel teolojik düşüncede yıkıcı etkiye neden oldu. Çünkü o önce, kişinin kutsalla kurduğu, canlı ve içten bir ilişki olan dini, bilgisel önermeler statüsünde ele almakla dinin özünü büyük ölçüde zedeledi. Ardından Tanrı kavramının olgusallık ölçütüne uymadığı, metafizik bir kalıntı olduğu iddiasıyla, Tanrı hakkında konuşmanın imkanını inkâr etti. Felsefenin görevinin bir dil teolojisi ortaya koymak değil de, teolojik dilin imkânsızlığını göstermek olduğunu ileri sürdü. Teistlerin bu durumu kabul etmesi mümkün değildi. Onlar kendini kutsal kitaplarda bir kültürün diliyle somut biçimde tanıtan Tanrı'nın gizli ve bilinmez olmadığını gösterme yükümlülüğüyle karşı karşıya olduklarını düşündüler; Tanrı hakkında konuşmamızın totolojik olmadığını göstermeye çalıştılar. Bu amaçla lengüistiğin verilerinden ve modern mantığın temel ilkelerinden yararlandılar ve bir din dilinden sözedilebileceğini, bu dilin kendine özgü nesnelliği ve olgusallığı olduğunu kanıtlamaya giriştiler. Bu kitabın, mantıkçı pozitivistler ile teistler arasındaki gerilimin, bütün aşamaları ve görünüşleriyle, iyi anlatılmış bir hikayesi olduğunu; kendini bir iç eleştiri yapmak zorunda hisseden, lengüistik felsefe karşısında yeni bir tutum belirlemeye çalışan geleneksel teizmin varlığını sürdürme çabalarının bir tasviri gibi olduğunu düşünüyoruz.

    Mantıkçı pozitivizmin elinde Occam usturası gibi olan tablo - dil anlayışı, geleneksel teolojik düşüncede yıkıcı etkiye neden oldu. Çünkü o önce, kişinin kutsalla kurduğu, canlı ve içten bir ilişki olan dini, bilgisel önermeler statüsünde ele almakla dinin özünü büyük ölçüde zedeledi. Ardından Tanrı kavramının olgusallık ölçütüne uymadığı, metafizik bir kalıntı olduğu iddiasıyla, Tanrı hakkında konuşmanın imkanını inkâr etti. Felsefenin görevinin bir dil teolojisi ortaya koymak değil de, teolojik dilin imkânsızlığını göstermek olduğunu ileri sürdü. Teistlerin bu durumu kabul etmesi mümkün değildi. Onlar kendini kutsal kitaplarda bir kültürün diliyle somut biçimde tanıtan Tanrı'nın gizli ve bilinmez olmadığını gösterme yükümlülüğüyle karşı karşıya olduklarını düşündüler; Tanrı hakkında konuşmamızın totolojik olmadığını göstermeye çalıştılar. Bu amaçla lengüistiğin verilerinden ve modern mantığın temel ilkelerinden yararlandılar ve bir din dilinden sözedilebileceğini, bu dilin kendine özgü nesnelliği ve olgusallığı olduğunu kanıtlamaya giriştiler. Bu kitabın, mantıkçı pozitivistler ile teistler arasındaki gerilimin, bütün aşamaları ve görünüşleriyle, iyi anlatılmış bir hikayesi olduğunu; kendini bir iç eleştiri yapmak zorunda hisseden, lengüistik felsefe karşısında yeni bir tutum belirlemeye çalışan geleneksel teizmin varlığını sürdürme çabalarının bir tasviri gibi olduğunu düşünüyoruz.

    >