Kapat
0 Ürün
Alışveriş sepetinizde boş.
Kategoriler
    Filtreler
    Preferences
    Ara

    17. Yüzyıl Türk Şiirinde Tasavvuf Telakkisi

    Yayınevi : Gece Akademi
    Yazar : Murat Vanlı
    ISBN :9786257002240
    Sayfa Sayısı :1206
    Baskı Sayısı :1
    Ebatlar :16x24 cm
    Basım Yılı :2020
    1623,00 ₺
    1136,10 ₺
    Tahmini Kargoya Veriliş Zamanı: 2-4 iş günü içerisinde tedarik edilip kargoya verilecektir.

    Tefsir, hadîs, fıkıh, kelâm, felsefe, sosyoloji, psikoloji, dinler tarihi, din eğitimi, hüsn-i hat, cifir, iktisat, fen bilimleri, mûsikî gibi ilimlerle sıkı münasebeti olan tasavvufun edebiyat ile olan bağı, diğerlerine kıyasla biraz daha kuvvetli olmuştur. Hâl dilini kâl ile anlatabilmek her ne kadar mümkün olmasa da hemen her mutasavvıf, bir taraftan mürid ve talebelerini irşat için şair edasıyla şiirler söyleyerek esrâra âşinâ olan kimselere sesini duyurmuş; diğer taraftan da şiirin mecâzlar ve mazmunlarla örülü dünyasında remizler ve nükteler vasıtasıyla his ve fikirlerini sırra ehil olmayandan sakındırma vazifesi yürütmüştür. Bu tutum, sadece Tekke şeyhleri ve şairlerinde görülmemiş, zamanla derûnî hisleri ve ifşâsı tehlikeli fikirleri dile getirmek isteyen Divân şairlerinde ve halkın duygu, his ve heyecanlarını terennüm eden Halk şairlerinde de kendini göstermiştir. Doğuşundan itibaren şiirin büyülü perdesi arkasına gizlenmeyi başaran tasavvufun, en güzel tanım ve tarifleri şiir vasıtası ile yapılmış; en anlaşılamaz ve idrâk edilemez denilen meseleleri şiir ile izah edilmiş; yüzlerce kavram ve mecâzları şiir dilinin âsûdeliği içerisinde alegorik kalıplarda kendisine yer edinmiştir. Mecâz ve mazmunlarla örülü şiirin tabiatı ile tasavvufun birlik/vahdet şuurunun imtizacı, tasavvuf tarihine ve Türk edebiyatına sayısız âbideler kazandırmıştır. Bizim çalışmamız da şiirin tasavvufla bu münasebetini ortaya koymayı hedeflemiştir. Bunun için, edebiyatın zirvede olduğu ve Osmanlı Devleti’nin bir önceki yüzyılda yakaladığı zirveyi koruma çabası verdiği 17. yüzyılın öne çıkan şairlerinin divânları mısdak olarak seçilmiştir.

    Tefsir, hadîs, fıkıh, kelâm, felsefe, sosyoloji, psikoloji, dinler tarihi, din eğitimi, hüsn-i hat, cifir, iktisat, fen bilimleri, mûsikî gibi ilimlerle sıkı münasebeti olan tasavvufun edebiyat ile olan bağı, diğerlerine kıyasla biraz daha kuvvetli olmuştur. Hâl dilini kâl ile anlatabilmek her ne kadar mümkün olmasa da hemen her mutasavvıf, bir taraftan mürid ve talebelerini irşat için şair edasıyla şiirler söyleyerek esrâra âşinâ olan kimselere sesini duyurmuş; diğer taraftan da şiirin mecâzlar ve mazmunlarla örülü dünyasında remizler ve nükteler vasıtasıyla his ve fikirlerini sırra ehil olmayandan sakındırma vazifesi yürütmüştür. Bu tutum, sadece Tekke şeyhleri ve şairlerinde görülmemiş, zamanla derûnî hisleri ve ifşâsı tehlikeli fikirleri dile getirmek isteyen Divân şairlerinde ve halkın duygu, his ve heyecanlarını terennüm eden Halk şairlerinde de kendini göstermiştir. Doğuşundan itibaren şiirin büyülü perdesi arkasına gizlenmeyi başaran tasavvufun, en güzel tanım ve tarifleri şiir vasıtası ile yapılmış; en anlaşılamaz ve idrâk edilemez denilen meseleleri şiir ile izah edilmiş; yüzlerce kavram ve mecâzları şiir dilinin âsûdeliği içerisinde alegorik kalıplarda kendisine yer edinmiştir. Mecâz ve mazmunlarla örülü şiirin tabiatı ile tasavvufun birlik/vahdet şuurunun imtizacı, tasavvuf tarihine ve Türk edebiyatına sayısız âbideler kazandırmıştır. Bizim çalışmamız da şiirin tasavvufla bu münasebetini ortaya koymayı hedeflemiştir. Bunun için, edebiyatın zirvede olduğu ve Osmanlı Devleti’nin bir önceki yüzyılda yakaladığı zirveyi koruma çabası verdiği 17. yüzyılın öne çıkan şairlerinin divânları mısdak olarak seçilmiştir.

    >