Kapat
0 Ürün
Alışveriş sepetinizde boş.
Kategoriler
    Filtreler
    Preferences
    Ara

    Öldüren Aşk Zeyno

    Yayınevi : Dorlion Yayınları
    Yazar : Şevki Atik
    ISBN :9786052492277
    Sayfa Sayısı :199
    Baskı Sayısı :1
    Ebatlar :13.5x21 cm
    Basım Yılı :2019
    290,00 ₺
    203,00 ₺
    Tahmini Kargoya Veriliş Zamanı: 2-4 iş günü içerisinde tedarik edilip kargoya verilecektir.

    Zeyno’nun bir yüzü utancından buz kesip korkudan damla damla erirken öbür yüzü, gururdan kaskatı olmuş heykelden farksızdı.

    Güneş, ufku, vadiyi, dağları ve gökyüzünü kızıla boyayan rengi ile onu umuda, yaşama sevincine ve direnmeye davet ediyordu.

    O, çocuk yaşta âşık olabilen, aşkının arkasında durabilen ve aşkı için her cefayı göze alabilen cesur bir kızdı. Korkakça ölüme gidişini, dostun düşmanın bilmesini istemiyordu. Onun ve yakınlarının onurunu zedeleyecek bir davranışta bulunmak, aşkına yakışmıyordu.

    Mağdur da oydu, mazlum da…

    İhaneti doğuran bir kötülük, çocukluk aşklarını öldüren bir cinayet, mutluluklarına düşen bir çığlık ve bağıra bağıra gelen talihsiz bir depremin sebebi o değildi.

    Bu topraklarda doğan her kadının kaderini, o da yaşıyordu.

    Toplumun kalbine hançer gibi saplanan töreler, kanayan yaralardan nemalanıyor, akan kandan besleniyor ve gözyaşlarından güç devşiriyordu. Onun hakkındaki kararı, yüz yıllar önceden vermişti töreler.

    O, ne söylerse söylesin boştu.

    Mustafa, asla ona inanmayacaktı.

    İnansa bile affetmeyecekti. Korkak kediler gibi kuyruğunu kısıp sine sine ölüme gitmeyecek, can kaygısını kadınlık onurunun önüne koymayacaktı.

    Yaşar gibi ölüme gitmek, korkaklık ve zayıflıktı.

    Kendine ve aşkına yakışanı yapacaktı o.
    Aşkını yaşarken sergilediği dik duruşu, ölüme giderken de sergileyecek, masumiyetinin mükâfatını mahşerde alacaktı.

    Zeyno’nun bir yüzü utancından buz kesip korkudan damla damla erirken öbür yüzü, gururdan kaskatı olmuş heykelden farksızdı.

    Güneş, ufku, vadiyi, dağları ve gökyüzünü kızıla boyayan rengi ile onu umuda, yaşama sevincine ve direnmeye davet ediyordu.

    O, çocuk yaşta âşık olabilen, aşkının arkasında durabilen ve aşkı için her cefayı göze alabilen cesur bir kızdı. Korkakça ölüme gidişini, dostun düşmanın bilmesini istemiyordu. Onun ve yakınlarının onurunu zedeleyecek bir davranışta bulunmak, aşkına yakışmıyordu.

    Mağdur da oydu, mazlum da…

    İhaneti doğuran bir kötülük, çocukluk aşklarını öldüren bir cinayet, mutluluklarına düşen bir çığlık ve bağıra bağıra gelen talihsiz bir depremin sebebi o değildi.

    Bu topraklarda doğan her kadının kaderini, o da yaşıyordu.

    Toplumun kalbine hançer gibi saplanan töreler, kanayan yaralardan nemalanıyor, akan kandan besleniyor ve gözyaşlarından güç devşiriyordu. Onun hakkındaki kararı, yüz yıllar önceden vermişti töreler.

    O, ne söylerse söylesin boştu.

    Mustafa, asla ona inanmayacaktı.

    İnansa bile affetmeyecekti. Korkak kediler gibi kuyruğunu kısıp sine sine ölüme gitmeyecek, can kaygısını kadınlık onurunun önüne koymayacaktı.

    Yaşar gibi ölüme gitmek, korkaklık ve zayıflıktı.

    Kendine ve aşkına yakışanı yapacaktı o.
    Aşkını yaşarken sergilediği dik duruşu, ölüme giderken de sergileyecek, masumiyetinin mükâfatını mahşerde alacaktı.

    >